Fazilet Takvimi

warning: Creating default object from empty value in /home/nasihat/domains/nasihat.org/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

BAKLA, BAKLAVA GİBİ OLUR

Bazı çocuklar yemek seçtiklerinde, anneleri kızar. Gerçi çocukla baş etmek kolaydır. Ya bazı yemekleri çok sevip, bazılarını ise ağzına koymayan büyüklere ne demeli...

Kimi et yemez, kimi soğan yemez. Kimi ise ıspanağın yanına yaklaşmaz. Böyle nazlı kimselere çoğu zaman şöyle nasihatlar yapılır:

"Sen hiç aç kalmamışsın anlaşılan. Üç dört gün birşey yeme bakalım, o hiç sevmediğin bakla sana baklava gibi gelir."

Tarihte nüktedan kimselerin bu mevzuda sözleri meşhurdur.
Keçecizâde Fuâd Paşa'ya, bir gün hangi yemekten hoşlandığı sorulur. Fuâd Paşa şu cevabı verir:

MÜSLÜMAN UYANIK OLMALI

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Müslüman, bir delikten İki defa ısırılmaz." buyurarak uyanık, İhtiyatlı olan mü'min-lere lâyık olan hâl ve hareketin nasıl olması gerektiğini göstermektedir.

Bir mü'min gafletle bir hatâya düşebilir, bir defa atanabilir. Fakat âkıbetini görünce uyanır, artık tekrar bu hatâya düşmez. Bir hayvanın deliğine elini sokup zehirlenen kimse artık o deliğe bir daha elini uzatır mı?

Ahlâksız kimselerin kötü telkinâtı ise bu maddî zehirden kat kat daha tehlikelidir. Çünkü bu, manevî hayatı, ebedî selâmet ve saâdeti mahveder.

TEDBİRLİ OLMAK

Tedbir, bir şeyin lâzım gelen esbâbını evvelce düşünüp hazırlıklı olmaktır.
Tedbîr, bir işin ilerisini gözeterek harekette bulunmak, istenilmeyen bir hâle düşmemek için bâzı husûslarda ihtiyatlı olmaktır, ihtiyatlı olmak, muvaffakiyet alâmetidir.
Tedbîr, tevekküle mâni değildir. Tedbirli olmakla berâber işin muvaffakiyetini Cenâb-ı Hakk'tan beklemelidir, tedbire değil, Allâh'a itimat etmelidir.

Allâhü Teâlâ (meâlen); "Ey imân edenler! İhtiyat tedbirinizi alınız da bölük bölük halinde çıkınız veyâ hep birden seferber olunuz." (Nisâ Sûresi, âyet 71) buyurmaktadır.

KUR'ÂN-I KERÎM'E HÜRMET

Hz. Ebû Bekr ile Hz. Alî (r.anhüma) mescidde otururken birisi gelip Rasûl-i Ekrem'e (s.a.v.) ve Hz. Ebû Bekr'e (r.a.) selâm verdi. Hz. Ali'yi (r.a.) görünce o şahsın benzi sarardı. Hz. Ebû Bekr (r.a.) onun bu hâlini Hz. Ali'den (r.a.) sordu.

Hz. Ali (r.a.), "Onun bana yirmi bin dirhem borcu vardır, onun için üzülmüştür." dedi. Hz. Ebû Bekr (r.a.) o şahsı çağırdı. "Borcunu neden vermiyorsun?" diye sordu. "Yâ Sıddîk! Vermeye gücüm yetmiyor, yoksa bir gün geciktirmezdim." dedi.

HZ. OSMAN (R.A.) BUYURUYOR Kİ:

İbâdetin tadını dört şeyde buldum:

1- Allâh'ın farzlarını edâ etmekte,

2- Allâh'ın haram kıldığı şeylerden kaçınmakta,

3- Allâh'tan sevâp dileyerek iyilikle emretmekte,

4- Allâh'ın gadabından korkarak kötülükten menetmekte.

(Ş.2)

Fazilet Takvimi

MUSÎBET VE SABIR

Hz. Enes'ten rivâyet edilir ki, bir kimse Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) huzuruna çocuğuyla gelirmiş. Bir gün çocuğu vefât etmiş. Bu sebeple o kimse de huzura gelememiş. Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) o kimseyi göremeyince nerede olduğunu sormuş. Orada bulunanlar:

- Yâ Rasûlallâh, gördüğünüz çocuk vefât etti. Buyurmuşlar ki:

- Niçin bana haber vermediniz? Kalkınız, kardeşimizi ta'ziye edelim.

Kalkıp o sahâbînin yanına gitmişler ve onu kederli bir hâlde görmüşler. Sahâbî;

- Yâ Resûlallâh, ben onu yaşlılığım için ümit ederdim. Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.);

DOĞRU TÜCCÂR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hâdîs-i şerîflerinde;

"Doğru tüccâr, âhirette peygamberler, sıddîklar, şehîtler ve sâlihlerle birlikte haşrolunacaktır." buyurmuşlardır.

Ebü'l-Abbâs Mürsî Hazretleri, ticârette dürüstlükten ayrılmamak gerektiğini bildiren bir sohbetinde bu hadîs-i şerîfi naklederek buyurdu ki:

YEDİĞİN LOKMAYA DİKKAT ET!

Şâh-ı Nakşibend (k.s.) hazretleri, tasavvufdaki hallerinni kaybolduğunu söyleyen bir talebesine; "yediğin lokmaların helâlden olup olmadığını araştır" buyurmuştur. Talebesi araştırdığında, yemeğini pişirirken ocakta helâl olup olmadığı şüpheli bir odun yakmış olduğunu tesbit ederek tevbe etmiştir.

"Namazda hudû ve huşû nasıl elde edilir?" diye sorulunca da cevaben buyurdu ki:

"- Huzurlu bir halde hâlal lokma yiyeceksiniz. Huzur ile abdest alacaksınız ve namaza başlarken iftitah tekbirini kimin huzuruna durduğunuzu bilerek, düşünerek söyleyeceksiniz."

DÜNYADA EN DEĞERLİ VE EN DEĞERSİZ ŞEY

İnsan zayıf bir valıktır. Nimetler içinde iken, çok defa bunun kıymetini bilemez. Ama nimetler yok olduklarında, zaaflarını olanca gücü ile gösterir. Bunun için insanlara zaman zaman hatırlatmalarda bulunmak gerekir. İnsanın buna çok ihtiyacı vardır.

Nasreddin Hoca merhum da bu nasîhat mevzuuna çok ehemmiyet verir... Hatta bir gün dostları kendisine:

- Hacam, dünyada en değerli şey nedir? diye sorarlar. O da:

- Nasîhattir. Herkese nasip olmaz, cevabını verir. Dostları bir müddet düşündükten sonra:

- Peki en değersiz şey nedir? derler. Hoca bu sefer de:

DÖRT HAK MEZHEP

Abdülvehhâb-ı Şa'rânî Hazretleri, Şâfiî mezhebinde zamânının en büyük âlimi idi.

Devrinde bâzı câhil din adamlarının Hanefî mezhebinin kurucusu İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'ye (r.h.) ve talebelerine dil uzatmalarına şiddetle karşı koyardı.

Böyle düşüncelere kapılan bir talebesine şöyle nasîhat etti:

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar

İçeriği paylaş