Hacı,Hoca ve Cömert... İman ile dünyadan ebediyyete irtihal eden bu üç zümre hesap kitap ve mizanı görülüp Sırat-ı Müstekimden geçtikten sonra cennetin kapısının önünde Cennet Meleği Rıdvan'ın karşısında dururlar. ( Not Bilgi: Cennete girenleri karşılamakla memur olan meleğe Rıdvan, Cehennemlikleri karşılmakla memur melek ise Malik tir.) |
|||
"Dört şey peygamberlerin sünnetidir: Haya sahibi olmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve nikahlanmak." (Hadis-i Şerif, Sünen-i Tirmizi) |
|||
Kütüb-i Sitte den Müslimde geçen "iman 95" hadis-i şerifte peygamber efendimiz (s.a.v) buyuruyorlar ki ( Din nasihattir!). Evet din nasihattir ama bazıları nasihat kelimesini çok dar bir kalıpta anlayıp mana veriyorlar. Nasihat demek sadece öğüt vermek anlamında değerlendirilimez. Zira nasihat demek samimiyyet ve ihlas demek anlamlarını da şamildir (kapsar). Nitekim Tahrim Suresi Ayet 8' de "Ey iman edenler Allah' a Nasuh yani samimi bir tevbe ile tevbe ediniz" buyrulmaktadır. Nasihat kelimesinin aslı yani kökü "nasuh" kelimesinden geldiğinden, Nasihatı sadece öğüt, tavsiye anlamları kalıbında dar bir manaya hapsetmenin pekte doğru olduğu söylenemez. Binaen aleyh Din nasihattir = Din samimiyyettir. Yoksa, "Ele verir telkını kendi yutar salkımı veya başkasına verir öğüdü kendisi kırar söğüdü" demek değildir. Bazıları derler : Hocanın dediğini yap gittiği yoldan gitme. Böyle saçmalık olamaz. Nasihatı veren evvela kendisi söyledikleriyle amil olabilsin ki sözü başkalarına da |
|||
Osmanlı devleti zamanında müsafire ikram, tazim ve hurmet hat safhada idi . Çoğu bir ailenin evlerinin müsafir odası kısmında ve o odanın da kıble tarafında olan yerinde bir levha asılı olurdu. İşte o levhada bizlere nişane olması gereken şu inci gibi sözler yazılı idi. Ey müsafir! kıl namazın kıble şol canibdedir. Bize gelen her müsafir ekmek ile aş yesin. Âkil isen kıl namazın çünkü saadet tacıdır. Ecdad-ı âli Osmani ( Osmanlı devleti )' nin nekadar ince düşündüğünü anlamak gayet açık ve mümkün. Bırakın ahali kendi namazını kılmak bir tarafa evine gelen müsafirin dahi namazını düşünüyor ve evinin duvarına astığı |
|||
Cennet herkesi alacak kadar büyüktür ama herkes cennete girecek kadar büyük değildir. |
|||
Dr. Springer Galliban adında bir şahıs anlatıyor: Çin'de Mareşal Eul-Chann-Ming'in özel doktoru olarak bulunuyordum. Yabancı biri olmama rağmen Mareşal'in çok güvenini kazanmıştım. Burada kaldığım beş yıl zarfında bana en ...çok tesir eden hâtırâ şu olmuştur: Han-Cheou şehrindeydik. Doktor olduğum için sabahın erken saatlerinde alana gittim. Herkes yerini aldıktan sonra mahkûmları idam etmeye başladılar. Bu kargaşa içinde 73 numaralı mahkûm dikkatimi çekti. |
|||
Meşhur Yunanlı Hatip Demosthenes, bir gün Atina’daki bir toplantıda konuşmak için kürsüye çıktığında, ahali aralarında konuşmayı bırakıp gürültüyü kesmedi. Bunun üzerine Demosthenes halka hitaben şöyle dedi: “Size yalnızca iki cümlecik söyleyeceğim.” Sözünü tamamlar tamamlamaz da, bir fıkra anlatmaya başladı: |
|||
1. Mektûbat-ı İmâm-ı Rabbânî. Bu eser, ikinci bin yılının müceddidi İmâm-ı Rabbânî Ahmed el-Fârukî es-Serhendî (k.s.) hazretleri tarafından muhtelif zâtlara, değişik zamanlarda yazılıp gönderilmiş olan mektupların bir araya toplanmasından meydana gelmiştir. Mektupların aslı, az bir kısmı Arapça, ekserisi ise Farsça’dır. Bu kıymetli eser, Osmanlı ulemâsından Müstakimzâde Süleyman Efendi (?-H. 1202/M. 1787) tarafından Türkçeye terceme edilip, Hicrî 1277’de taşbaskısı yapılmıştır. Muhammed Murâdü’l-Kazanî hazretleri tarafından da, H. 1302’de “Düreru’l-Meknûnât” ismi ile gayet selîs (düzgün ve akıcı) bir ibâre ile Arapça’ya terceme edilmiş, 1316 yılında Mekke-i Mükerreme’de Mîriyye matbaasında basılmıştır. Miladî 1963 yılında İstanbul’da da basılan Mektûbat’ın Arapçası, hâlen Fazilet Neşriyat tarafından sürdürülmektedir. Bazı yayınevlerince, Türkçe’ye çevirtilip latin harflerle basılı olanları da mevcuttur. Ancak eserin aslının, daha çok kaal ile değil hâl ile alâkalı mevzu ve meseleleri muhtevi oluşu hasebiyle bunların, pek de muvaffak bir terceme olduğunu söylemek imkânsız. O bakımdan bu mükemmel eserin, tasavvufa ilmen vâkıf, hâlen de yaşayan hakiki mütercim veye mütercimlerini beklediğini söyleyebiliriz. Kitabımızın bilhassa I. kısmında da görüldüğü gibi İmâm-ı Rabbânî hazretleri, mektuplarının pek çoğunda râbıta-i şerifeden bahsetmektedir. |
|||
RABITA İLE İLGİLİ ÂYETLER: 1- Ya eyyühellezine âmenüsbiru ve sabiru ve rabitu 2- Fuad (Kalb gözü), gördüğünü yalanlamadı. (Necm-11) 3- Ey iman edenler! Allahtan sakının ve Sadıklarla beraber olun. (Tevbe-119) 4- Siz de onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve |
|||
1. ali imran suresi 200. Ayet يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اصْبِرُواْ وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَاتَّقُواْ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ Elmalılı Hamdi Yazır: "Ey o bütün imân edenler! Sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin ve cihad için hazır ve rabıtalı bulunun ve Allaha korunun ki felâh bulasınız" 2. kehf suresi 13. Ayet نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَأَهُم بِالْحَقِّ إِنَّهُمْ فِتْيَةٌ آمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًى Elmalılı Hamdi Yazır |
|||